Dilaver ÇEBECİ ŞİİRLERİ

Babamin Yarim Kalmis Sevdasinin Yerine

Sineme yüzlerce ok saplanırdı
Kirpigin kaşına değdiği zaman.
Bir sızı içimde keleplenirdi,
Kulağım adını duydugu zaman

Kâh zülfünün karasinda yatardim,
Kâh gözünün deryasinda yiterdim.
Seni hayal eder dilek tutardim,
Gögümde bir yildiz kaydigi zaman.

Bahar baslayinca elvan toyuna,
Sevdam çiçek açar idi boyuna...
Koyakdaki gür derenin suyuna,
Sögüt dallarini egdigi zaman.

Meltem vursa yüzündeki güllere,
Dokunurdu gönlümdeki tellere.
Bakarak aglardim cilga yollara,
Bir türkü bagrimi oydugu zaman.

Bu ask can evimde kaldi da yarim,
Halâ o iklimden sesler duyarim.
Kim bilir belki de sana doyarim,
Topraklar yagmura doydugu zaman

 Sana bu mektubu bir gece yarısında yazıyorum
Azatlığın zirvesinde sohbete dalmış yıldızlar
Zühre bir aşkı tutturmuş Bâbil’ de kalan
Zavallı dünya habersiz, zavallı dünya sağır
Bir Hârût’la Marut bir de ben dinliyorum
Derken kayıp gidiyor yıldızlardan birisi
Bir intikam fişeği gibi saplanıyor karanlığın karnına
Senin namına yıldızları kıskanıyorum.
Kim bilir kaç ışık yılı uzakta
Öfkeyle kollarını çeviriyor yalancı fecir
İmanım gibi biliyorum vakit asılmak vaktidir
Ve taksim gazinolarında trahomlu şairler
Mısra arıyorlar masaların altında
Kanını içiyorlar bilmeden “Cennet atları” nın
Ben yurdumun en sert tütününden bir sigara sarıyorum
Dumanı ciğerlerime değil iliklerime çekiyorum
Ne kadar ürkek ceylan varsa Asya çöllerinde
Domaniç yaylasında ne kadar dizginsiz at
Başlıyorlar koşmaya kılcal damarlarımda
Sıcak solukları yalarken alnımı
Toynaklarını hissediyorum alyuvarlarımda.

Sana bu mektubu evimin balkonunda yazıyorum
Sağ elimi koyuyorum tam yüreğimin üstüne
Çankaya yokuşunda söylediğimiz marşı duyuyorum
Ulu kayalar parçalanıyor beynimin bir yerinde
Bir yerinde demirden dağlar eriyor
Atlas yelkenli gemileri unutmuş birkaç levent
Viski kokulu bulvarlarda yavaş yavaş ölüyor
İstediğin o seccadeyi hemen gönderiyorum
Üstünde Kabe resmi ve anamın duaları var
Ve bildiğin sebeplerden ben gelemiyorum.
Yine biliyorsun ki, Sevmedim ülküden başkasını
Başı dumanlı dağları, dolunayı, ufukları
Bir de Çankaya yokuşunda rüzgara tutulmuş saçlarını
Önce Allah, sonra genlerim şahit.
Sevgimi üç bin yıl sonra doğacak torunuma yolluyorum
Trahomlu şairler doğruluyorlar masaların altından
Elleri fahişelerin karanlık saçlarında
Benim kalemimden kan değil süt damlıyor
Geceler boyu böyle geleceği emziriyorum
Kahrolayım sevmedim ülküden başkasını
Bir de seni çok seviyorum

Dilaver Cebeci

Bu Yusuf'un Zindandan Seslenisidir

Egilin önümde çagdas günesler!
Kenanli yildizlar varin secdeye!
Issiz çöllerde, derin kör kuyularda
Ben görürüm camgöbegi düsleri
Ve ben yorarim sirma safaklarda,
Bulanik, korkulu düslerinizi...

Tebessümlerimi yollarim vakur kervanlarla
Küfür karanligi gecelerinize,
Sonra düsüncelerinizi yesertirim...
Ince belli üç attir Tih sahrasinda;
Güzelligim, sabrim ve yalnizligim.
Çilginca yarisirlar kader güzergahimda;
Nallari deger kader çizgilerinize...

Bilemiyorum, bensiz nasil olursunuz?
Cibril nefesli rüzgarlarda perdelenir gözleriniz,
Körpe bir ceylan gibi kaçip gider güzellik,
Ates yagar avuçlariniza bir yerden,
Nil söndüremez içinizdeki yanginlari,
Agulu bir yilan ölüsü gibi yatar durur öyle
Mu’cizelere gebe Kizil Deniz...

Dinleyin hele dinleyin çagdas kadinlar!
Gamzesiz, zülüfsüz, yorgun kadinlar!
Mor mor halkalarda tutsak kadinlar!
Birer biçak vermedi mi ellerinize Züleyha?
Çizdirmedi mi güzelligi avuçlariniza?


Züleyha dedim ya biraz durmalisiniz;
Lacivert çöl gecelerinden bir parçadir o,
Gözbebeklerinde dinlenir bereketli Nil...
Nasil anlatsam size Züleyhayi;
Gözleri bir vaha gibi yesil...

Ve gidin!
Nereye giderseniz gidin!
Kuyular her yerde derin!
Ister Kenan illerinde, ister Misir’da,
Zindanlar karanlik, mahzenler serin...

Hapsederim gençligimi damarlarima,
Kaç kere yasanmis bir cenge girerim;
Unuturum sizi çagdas kadinlar!
Sarilirim simsiki soguk demirlere,
Kitliktan, bereketten haber veririm...
Ben yorarim düslerinizi böyle bilin!

“Ümmü’l Kitab” üstüne yemin ederim;
Bir gün beni çagiracaksiniz.
Yediye ve katlarina yemin olsun ki;
Bana muhtacsiniz!
Bana muhtacsiniz!
Bana muhtacsiniz!

 

Sitare

' Çesmek Be Zen Sitare
Ez Men Mekon Kenare'

Nerden Çiktin Karsima Böyle Sitare
Efsaneler Dökülüyor Gülüslerinden
Kirpiklerin Yüregime Batiyor
Telasli Bir Kalabaligin Ortasinda
Ayaküstü Konusuyoruz
Nedim'in Nigehban Nergisleri Gibi
Üstümüzde Bütün Nazarlar
Çok Utaniyorum Sitare!
Dün Oturup Hesab Ettim
Sen Dogdugun Zaman
Ben Bir Askeri Mektepte Talebeymisim
Sen Bilmezsin Sitare
Burada Gündüzler Çekip Durdugumuz Bir Mercan Tesbih
Geceler Içinde Uyudugumuz Birer Siyah Buluttu
Her Aksam Dokuzda Yat Borusu Çalardi
Yat Borusu Bastan Asagi Hüzün Çalardi
Bir Derin Uykuya Atardim Kendimi
Siyah Benli Bir Kiz Düslerime Kaçardi
Bende Onu Alir Anamin Düslerine Kaçardim

Bu Azgin Kalabalikta Seni Tam Duyamiyorum
Gözlerin Mi Daha Sicak Gülüyor
Yoksa Dudaklarin Mi Anlayamiyorum

Seninle Konusurken Sitare
Aklima Yildizlar Dökülüyor
Bir Çaresiz Zühre Oluyorsun Babil Caddelerinde
Ates Gözlü Kahinler Kosuyorlar Arkandan
Binlerce Mesalenin Isigi Kimildiyor Saçlarinda
Gökyüzü Salkim Salkim
Ziggurutlar Tiklim Tiklim
Dönüp Dolasip Dudaklarina Takiliyor Aklim
Ah Benim Bu Akildan Siyrilmis Aklim
Kimi Gün Boslukta Konacak Yer Bulamayan
Kimi Gün Inatçi Yosunlar Gibi
Kepez Diplerine Yapisan Aklim
Gözlerine Baktigim Zaman Sitare
Bütün Çöllere Ay Doguyor
Yoldas Ediyorum Kendime
Imr'ül Kays'i Antere'yi A'sa'yi
En Kuytu Vahalari Dolasiyorum
Hangi Vahaya Gitsem Çadirlar Sökülmüs Sitare
Çadirla Su Arasinda Bir Cilga Var
O Cilgada Narin Ayak Izlerin Var
Durgun Suya Düsüp Kalmis Gözlerin Var

Bu Azgin Kalabalikta Seni Tam Duyamiyorum
Gözlerin Mi Daha Sicak Gülüyor
Yoksa Dudaklarin Mi Anlayamiyorum

Bazen Sapsari Bir Benizle Geliyorsun
Yorgun Çizgileri Alninda Uykusuzlugun
Biliyorum Içinde Bir Sizi Var
Biçak Agzi Gibi Ince Bir Sizi Var
Bu Sizidir Iste Seni Verimsiz Kilan
Züheyr'in Suad'i Gibi Keremsiz Kilan
Kuzeyden Güneye
Güneyden Kuzeye
Hey! Gidip Geliyorum Bu Çöllerde
Kureys'in Heybetli Ve Inatçi Develeri
Hiç Aldirmadan Benim Esmer Sevdama
Gevis Getiriyorlar Ufuklara Bakarak
Ben Kaçip Yesrib'e Siginiyorum
Yesrib Bahane Bir Kitaba Siginiyorum
Dagda, Ovada, Badiyede Okudugum Hep 'Elif'
Elif Diyorum Sitare Sineme Elif Çekiyorum
'Ah Minel Aski Ve Halatihi...'
Çok Eski Bir Gerçektir Bu Biliyorum

Bu Azgin Kalabalikta Seni Tam Duyamiyorum
Gözlerin Mi Daha Sicak Gülüyor
Yoksa Dudaklarin Mi Anlayamiyorum

Sinsi Bir Yagmur Altinda Beraber Yürüyoruz
Ve Ikimizde Islaniyoruz
Ben Ne Yagmurlar Gördüm Sitare
Ben Kaç Kere Iliklerime Kadar Islandim
Bilmiyorum Sen Kaç Yasindaydin
Ben, Gögü Hep Kursun Bir Kubbe Gibi Agir
O Sehirde Sirilsiklam Gezerdim
Bölük Bölük Insanlar Bosanirdi Tapinaklardan
Tapinaklar Insanlari Safra Gibi Atardi
Sonra Hepsi Bir Yere Toplanip Bana Bakarlardi
Birgün Bu Sehrin Kirli Yagmurlari Alip Götürdü Beni
Gidip Bir Uygur Çadirinda Gögü Dinledim
Kara Bulutlar Kükrerken Bir Kasgar Sabahinda
Oturup Aprunçur Tigin Ile Seni Konustuk
Bakislarimi Sunuyorum Tereddütsüz Aliyorsun
Gizli Bir Tebessümle Çagiriyorum Geliyorsun
Kasi Karam, Gözü Karam, Saçi Karam
Umay Gibi Yumusak Huylum
Nerden Çiktin Karsima Böyle
Sesin Ilik Bir Bahar Günesi Gibi
Igil Igil Akiyor Içime
Asyanin Bozkirlarinda Ordular Düsüyor Pesime
Yigilip Kalmisim Bu Anadolu Topragina Sitare
Adamakilli Yorulmusum
Ellerin Böyle Olmamaliydi
Ellerine Aciyorum
Ve Kimbilir Kaç Zamandan Beridir Kalbimi Ögütlüyorum,
Durup Durup Issiz Yerlerde
Güçlü Ol Ey Kalbim Güçlü Ol
Daha Çok Isimiz Var Diyorum

Bu Azgin Kalabalikta Seni Tam Duyamiyorum
Gözlerin Mi Daha Sicak Gülüyor
Yoksa Dudaklarin Mi Anlayamiyorum

 

Nur Dagindan Gelen

Onlar bu dünyaya niye geldiler
'Li ya'budun' diye diye geldiler.

Konakli,sofrali tugraliydilar
Bir dilim ekmekle doya geldiler.

Eline,beline,diline sahip
Kalpleri nurla yuya geldiler.

Burçlar her taraftan çagiriyordu
Onlar yildiz ile aya geldiler.

Ünlü sehirlerde ünsüz gezdiler
Bazen de bir sessiz köye geldiler.

Kutlu seferlerden zaferle dönüp
Ala sayvanlarda toya geldiler.

Din-ü devlek ile mülk-ü millete
Asi olmadilar uya geldiler.

Hem yüzleri hem sözleri güzeldi
En güzel sözleri duya geldiler.

Yedi göbek nesepleri helaldi
Helal riziklari yiye geldiler

Daglari Tanri'ydi,Süphan'di,Nur'du,
Göklerin sesini duya geldiler.

 

Bozkırda Kalan Sancı

O çocuklar birer birer gittiler...
Soylu sevda türküleri dudaklarında,
Saclarında kurt nefesi rüzgârlar,
O çocuklar birer birer gittiler...

Bir tamu karanlığı keleplenirken bozkıra
Kehkeşenlardan yıildız gibi indiler.
Tutuşturdular yeniden küllenmiş ocakları,
Bacalardan duman duman tüttüler...

Bir ögünç hil'ati gibi giydiler güzelliği
Ufuklara oturup dolunayı sevdiler.
Uzun,siyah kirpiklerinde seyyareler yanardı,
Ağ buluttan atlarla ta Sidre'ye yettiler...

Onlar,Oğuz mayası gök ışığın erleri,
Onlar,ülkü çağının bahadır melekleri...
Mor dağların göğsünde kaldı pençe izleri,
Haceru'l esved gözlerini gönlümüze resmettiler...

Eyvah biz kaldık Efsele safilinde!
Ahsen-i takvim üzre,onlar geçip gittiler

 

Dönence

Hani kısrak memelerinden ufukları sağardık
Esrik dolunaylar öperdi çekik gözlerimizden
Gökten firuze yağardı hep yollara düşerdik
Böyle kirli değildi maviler
Denizler böyle soluksuz...
Topla çadırları apakayım burdan gidelim...

Bir divane kirmene sarardık sonsuz mesafeleri
Alp eren dağlara yaslanırdık korkulardan âzâde
Uçmaktan ırmaklar gelir çimerdik sularında
Önce kubbeler yıkıldı üstümüze
Gökler çökecek birazdan...
Eğerle atları apakayım burdan gidelim.

Sallanır dururdu güneş bir tuğun saçaklarında
Göğçek ormanlarda göğerirdi sevdamız
Oturur bengü taşlara adımızı vururduk
Böyle sert değildi kayalar
Uçurumlar böyle dipsiz...
Giyindir çocukları apakayım burdan gidelim

Bir yaz gecesinde çıkalım samanyoluna
Ata bergüzerı yıldızlara konalım
Bir ince yağmur yağsın uyansın kervansaraylar
Böyle ürkek değildi bakışların
Kirpiklerin böyle ıslak...
Haydi sil gözlerini apakayım burdan gidelim...


Hasret

Şu dumanlı doruklarda
Boz şahinler uçmaz gayrı
Gözelerden ağı çıkar
Alperenler içmez gayrı

Obam yurdum talan oldu
Destanlarım yalan oldu
Yollar birer yılan oldu
Kervanlarım geçmez gayrı

Hani mavi denizlerim
Üç kıtada nal izlerim
Kör mü oldu bu gözlerim
Çaşıtları seçmez gayrı


Olumsuz Koşma

Yüreğime kör düğümler atıldı,
Çözemedim, çözülmüyor Sultanım,
Yıllar yılı kaderimin hükmünü,
Bozamadım, bozulmuyor Sultanım.

Yollarıma tuzak konmuş bir kere,
Güvenim yok haftalara günlere,
Zamanın tesbihi saçıldı yere,
Dizemedim dizilmiyor Sultanım.

Bu bendeki çölün suya çağrısı,
Fecir vakti yıldızların ağrısı,
Bu diyarlar güzel ama doğrusu,
Gezemedim, gezilmiyor Sultanım.

Barış umdum şu yılların kaçından,
Kan döküldü bulutların saçından.
Gök mâviyi, gün ışığı içinden,
Süzemedim, süzülmüyor Sultanım.

Sana dert dökmeye yetmiyor bir gün.
Kâğıt bile mısralardan tedirgin.
Vakit gece, kalem hasta, göz yorgun,
Yazamadım, yazılmıyor Sultanım

Dilaver Cebeci


Türkiyem


Bas koymusum Türkiyemin yoluna
Düzlügüne yokusuna ölürüm
Asirlardir kir atimi suladim
Irmaginin akisina ölürüm

Sevdaliyim yangin yeri bu sinem
Doksan yildir çile çekmis hep ninem
Pinarlardan su doldurur Eminem
Mavi boncuk takisina olurum

Dügünüm, dernegim, halayim, barim,
Topragim, ekmegim, namusum, arim
Kilimlerde çizgi çizgi efkarim,
Heybelerin nakisina ölürüm

Dilaver Cebeci

Ellerini Bana Verecekmisin?
Dost kenleri yikip sana gelmisim
Esirin olmayi seref bilmisim
Bilsen issizliktan nasil yilmisim

Bu sessiz dünyama girecekmisin
Ellerini bana verecekmisin

Gül yüzünü geceler dokurum
Siirimsin günde binkez okurum
Dara düstüm sagim solum uçurum

Simdi bu müskülüm görecekmisin
Ellerini bana verecekmisin

Ümitler dal-budak, ümitler sicak
Ellerinki karanligi kovacak
Bir rahmet bekliyorum yagdi yagacak
Bu kisir topragi sürecekmisin
Ellerini bana verecekmisin

Dilaver Cebeci






 

Yorum Yaz